24 Eylül 2009 Perşembe

OKULLAR AÇILIYOOOR!



    Yaz bitti. Bayram geçti. Üşümeye başladım. Bir sonraki yaza kadar  tişörtle sokağa çıkıvermek yok; oğlum bisikletiyle gezerken ağaç altındaki bir banka oturup onu seyretmek yok;  ıslak saçlarla, yalınayak gezmek yok; güneşli uzun gündüzler yok; geç yatıp geç uyanmak yok; balkonda kitap okumak yok; kiraz yok, üzüm yok, karpuz yok; deniz yok, havuz yok, kum yok...
    Yaz ne çabuk geçti anlayamadım. Sanki daha dün okullar kapanmıştı, yarın tekrar açılıyor. Artık dersler var; sınavlar var; not takipleri var; "oğlum ödevini yaptın mı?" demeler var; pantolon, gömlek, süveter temizliği var; veli faaliyetleri var...
    Bu yıl Orhun 6.sınıfa geçti. Sınıfına 9 yeni öğrenci katıldığını öğrendik. Sınıf mevcudu 12'den 21'e çıkmış. Zannediyorum bu artışta, bu yıl SBS'de özel okulların daha başarılı olduğu haberi etkili oldu. Eğitim alanındaki fırsat eşitsizliği maalesef ülkemizin bir gerçeği. Ve bu durum velileri kararsız bırakıp, böyle yarı yolda okul değiştirmeye mecbur etmekte. Velilere de, öğrencilere de "kolay gelsin" demekten başka çare yok.
    Orhun yeni gelen arkadaşlarını tanıma açısından heyecanlı. Ama ben de çok heyecanlıyım. 9 yeni öğrenci, 9 yeni veli:))) Yarın sabah tanışacağız. Bakalım neler olacak?
    Her yıl okul açıldığında oğlum sanki yeni 1.sınıfa başlamış gibi hüzünleniyorum, heyecanlanıyorum. Çünkü tatilde beraber vakit geçirmeye o kadar alışıyoruz ki, ilk birkaç gün benim için sıkıntılı geçiyor. (Deli olduğumu kabul ediyorum:)))


    BÜTÜN ÖĞRENCİLERE BAŞARILI BİR ÖĞRETİM YILI DİLİYORUM...

16 Eylül 2009 Çarşamba

PATRICK SWAYZE


    Patrick Swayze kansere yenik düşmüş. Bana gençliğimi hatırlatan bir figür daha bu dünyadan göçüverdi. İlk kez Kuzey ve Güney dizisinde görmüştük onu. Tek kanallı televizyon günlerimizin güzel dizilerinden biriydi. Yayınlandığında 11-12 yaşlarında olmama rağmen hala hatırlarım. At sırtındaki yakışıklı Güneyli subay dün gibi aklımda.
    Daha sonra Dirty Dancing ve bu kez Patrick Swayze karizmatik bir dansçı rolünde. Fakat bu kez ben 1-2 yıl daha büyümüşüm. 13-14 yaşlarındayım ve tam aşık olma çağımdayım :) Dolayısıyla filmdeki romantik dans hocası Johnny Castle'a yani Patrick'e hayranım. Zaman video zamanı. Pek çok evde olduğu gibi bizde de bir video oynatıcı var. Kardeşim ve kuzenimle birlikte biz üç kız, Dirty Dancing'i kaç kere seyrettik hatırlamıyorum.
    Ve GHOST... Ghost filmini ve şarkısını hatırlamayan var mı? Finalde  muhteşem "Unchained Melody" şarkısı eşliğinde sevgilisini son kez öpen ve diğer dünyaya doğru yol alan alan Sam gibi uçtu gitti Patrick Swayze. Ve beni bu gece vakti gençliğimin anılarıyla başbaşa bıraktı...



14 Eylül 2009 Pazartesi

SIKINTI

    Geçen salı gününden beri yazmamışım. Keyfim yoktu. Bu birkaç gün pencereden bakıp yağış tahmini yaparak; haberleri seyredip, gazeteleri okudukça kahrolarak geçti. İstanbul gibi dünyanın en güzel şehirlerinden birinin yanlış uygulamalarla nasıl mahvolduğuna mı yanayım, ekmek parası peşinde kapısı bacası olmayan aracın içinde hayatını kaybeden hemcinslerime mi yoksa annesinin elinden kayıp giden bebeğe mi üzüleyim bilemedim.
    En çok içimi acıtan şeylerden biri de, darmadağın olmuş depoları yağmalayanları görmek oldu. Haberi seyrederken, aklı başında bir vatandaşın "Biz böyle bir millet değiliz!" diye bağıra bağıra isyan etmesini gördüğümde boğazıma bir yumru geldi oturdu. Evet biz böyle değildik. Ne oldu? Nasıl böyle vicdan kaybına uğradık? Değerlerimizi ne zaman yitirdik? Nerede kaldı kul hakkı? Aklım almıyor, almıyor, almıyor... Hırsızlığın en adi şekli bu. Artık bunun daha aşağısı yok. Yine canım sıkıldı. Başka şeylerden bahsedecektim ama canım istemiyor. Yarın yazarım artık...

(Türkiye'de intihar oranı geçen yıla göre yüzde 41,5 artmış. Her üç saatte bir kişi intihar ediyormuş. Nedense hiiiiiç şaşırmadım.)



8 Eylül 2009 Salı

ATIK YAĞLAR VE BİYODİZEL ÜRETİMİ

    Dün yine, aslında ne zamandır vazgeçmek istediğim bir eylemde bulundum ve kızartma yapmış olduğum yağı lavaboya boşaltıverdim. Daha sonra, kapıldığım derin vicdan azabının etkisiyle bu konuyu biraz araştırmaya karar verdim. Çünkü bu zamana kadar bu konuda üstünkörü bilgilerle yetinmiştim. Hepimizin ağzında bir "küresel ısınma" lafı dönüp durmakta. Fakat çevre kirliliği ve bunun sonucunda oluşan küresel ısınmaya karşı bireysel olarak ne gibi önlemler almaktayız? Kendi adıma çöplerimizi kağıt, cam, pil vs. şeklinde ayrıştırarak attığımı, yazı kağıtlarını ve defterleri defalarca kullandığımı söyleyebilirim. Artık kızartmalık yağlarımı da biriktireceğim.
    1 lt. atık yağ yaklaşık olarak 1.000.000 lt. içme suyunu kirletebiliyormuş. Arıtılmayan atık sulardaki bitkisel ve hayvansal atık yağlar denizlere, göllere, akarsulara döküldüklerinde o suyu kirleterek, oksijenin azalmasına neden olarak su canlılarının yaşamlarını tehdit etmekteler.
    Birçok madde gibi atık yağlar da dönüştürülerek faydalı hale getirilebiliyor. Öğrendim ki, Çevre ve Orman Bakanlığı izni ile bitkisel atık yağ toplayan tesisler varmış. "Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği" çerçevesinde restoranlardan, yemekhanelerden atık yağ toplayan bu tesisler, yeni bir kararla Ocak 2008'den itibaren evlerden, apartman ve sitelerden de atık yağ toplamaya başlamışlar. ALBİYOBİR, Ezici Biodizel gibi bu tesisler atık yağları dönüştürerek biyodizel üretmekteler. Biyodizel alternatif enerji çeşitlerinden biri. Soya, kanola gibi yağlı tohum bitkilerinden ve bitkisel atık yağlardan üretiliyor. Maalesef  fosil enerji kaynakları tükenmekte (petrol, kömür vb.) ve insanoğlu artık yeni enerji kaynakları bulmak zorunda.
    Alternatif Enerji ve Biyodizel Üreticileri Birliği (ALBİYOBİR) kendisine bir hedef belirlemiş: biyoyakıt kullanımını Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100.yılı olan 2023'e kadar %23'e çıkarmak. (AB'nin aynı konudaki hedefi 2020 yılına kadar % 20) Yine ALBİYOBİR'in internet sitesinde yer alan bilgilere göre Türkiye'de bitkisel yağların enerji kaynağı olarak kullanılması çalışmaları 1934'te Atatürk Orman Çiftliğinde tarım traktörleri üzerinde başlamış. Amaç enerji konusunda yerli kaynaklardan yararlanmak ve dışa bağımlılıktan kurtulmak. Birlik bu amaca ulaşma doğrultusunda birtakım projeler belirlemiş. Örneğin Türkiye'nin pek çok ilinde Belediyelerle anlaşılmış. Görebildiğim kadarıyla evime en yakın atık yağ toplayan kurum Avcılar Belediye Başkanlığı. Avcılar Belediyesi yaklaşık bir yılda evlerden ve işyerlerinden 30 ton atık yağ toplamış.
    Bundan sonra lavaboya yağ dökmek yok. Biriktiriyorum ve bağlı bulunduğumuz Belediye böyle bir uygulama gerçekleştirene kadar, atık yağlarımızı Avcılar Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü'ne ulaştırıyorum. Biz elimizden geleni yapmasına yaparız da "yetkililer bu konuda bizleri daha iyi aydınlatsalar, biyoyakıt üreten tesisler daha iyi tanıtım yapsalar çok daha iyi olacak" diye düşünmeden de edemiyorum.
  

  
  
  

5 Eylül 2009 Cumartesi

ÇEMKİRME HALLERİ (1)

   Yaprak Dökümü dizisi oyuncusu Gökçe Bahadır kardeşimiz bir röportajında şöyle demiş: "Kendime çok iyi bakıyorum, yoga yapıyorum, saçlarıma çok önem veriyorum, yüzüme her sabah ve her akşam bakım uyguluyorum. Bu gidişle 35 yaşında da taş gibi olacağım." Bakar mısınız şu lafın kışkırtıcılığına:))) Bendeniz 35 yaşında bir kadın olarak bu güzel kardeşimize şunu demek isterim: "Yahu canım kardeşim, sen 35 yaşındaki kadınları ne zannediyorsun?" Bu arkadaş 35 yaşında bir kadını düşününce gözünün önüne nasıl bir yaratık geliyor bilemem ama bırakınız sabah-akşam bakım yapmayı, ayda yılda bir kremlediğim 35 yıllık yüzümde bir tek kırışık olmadığını belirtmeden geçemeyeceğim:))))


                              * * * * *


    Bir lafım da bizim mahallenin Ramazan davulcusuna. Bilindiği gibi Beylikdüzü'nde siteler şeklinde bir yapılaşma var. Bazı sitelerin arasında 50m., 100m.civarında boşluklar olabiliyor. Davulcu arkadaş arabasıyla geliyor, davulunu çıkarıyor, sitenin içine girmeden kapıda güvenlik görevlisinin kulağının dibinde davulunu çalıyor ve tekrar arabaya binip bizim 70-80 m. ilerimizdeki siteye gidiyor. "Arkadaşım sen zaten devrini tamamlamış nostaljik bir figürsün. Artık herkesin çalar saati var, cep telefonu var. Yani sen eski bir geleneği yaşatmakla, mahalleyi davulunu çala çala dolaşmakla, hatta olursa maniler falan okumakla yükümlüsün. Bu araba işi de neyin nesi oluyor yahu!"

3 Eylül 2009 Perşembe

TAMI TAMINA 3 GÜN İNTERNETE GİREMEDİM:)

    Teknik aksaklıklardan dolayı 3 gün boyunca internete giremedik. Arıza giderilince oğlumun ve benim surat ifadelerimizi görmeliydiniz. Çok mutlu olduğumuzu belirtmeme gerek yok sanırım:)) Yanlış anlaşılmasını istemem, çocuğunu bütün gün bilgisayarla baş başa bırakıp "aman uslu uslu oturuyor işte" diyen annelerden değilim. Tamam, bütün bir yaz çocukları oyalamak zor. Ama elimden geldiğince vaktini keyifli geçirmesi için çabalıyorum. Sinemaya gidiyoruz, gündemdeki sergilerin çocuk atölyeleri varsa onları takip etmeye çalışıyoruz, arkadaşlarını ziyaret ediyoruz, kuzeniyle oynuyor. bisiklete biniyor, kitap okuyor, resim yapıyor, Monopoly oynuyoruz vs. vs. Ama her eve dönüşte veya her boş kalışında hooooop! bilgisayarın başına. 
O hevesini alıyor ( Ya da henüz almamış oluyor da ben öyle farzediyorum:))) 
Bu kez ben "Sen çok takıldın, biraz da bana versene" diyerek zaptediyorum bilgisayarı.
Velhasılı kelam bilgisayarın bizi esir aldığını anlamış bulunmaktayım. İnternete girmediğim gün yok. (Tıpkı sizler gibi.) Öncelikle hemen bir arkadaşları yokluyorum, gazeteleri okuyorum, merak ettiklerimi araştırıyorum, oyun oynuyorum, alışveriş yapıyorum ve bu bağımlılık iyi mi? Kötü mü? Karar veremiyorum...