7 Ocak 2016 Perşembe

SEVGİLİM LONDRA

      "Burada iyiyim, güzel bir odam var, İngilizleri, İngiliz hayat tarzını ve Londra'yı kendi gözlerimle görmekten büyük zevk alıyorum. Bunlar da yeterli değilse, neyin yeterli olacağını bilmiyorum." (Vincent van Gogh. 1873)

    Hani olmaz ya, bana deseler ki "Haydi, uçak hazır. Topla bavulunu ve bir yer seç. Nereye gitmek istersin?":) Cevabım kesinlikle "Londra" olurdu. Londra hep aklımda olan ama hala sırası gelmeyen bir şehir benim için. O yüzden Londra ile ilgili her film, kitap, dizi vs. özellikle ilgimi çekiyor. Yeni yılın ilk kitabı da hayallerimdeki şehirle ve aynı zamanda sevdiğim bir ressamla ilgili "Sevgilim Londra" oldu.
 
    Sevgilim Londra'nın yazarları, Hollandalı ressam Vincent van Gogh'un Londra'da bulunduğu zamanı inceleyerek, gezdiği yerlerin, geçtiği yolların, gördüğü müze ve resimlerin bugününü okuyucuya sunuyorlar. Bunun için ressamın kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan yararlanıyorlar. Ve diyorlar ki: 

"Londra'dan gelen mektuplarda Vincent'ın gezdiğini yazdığı müzelerin, parkların, kiliselerin, hala yerlerinde olduklarını fark ettik. Gördüğü ve hakkında yazılar yazdığı bazı tablolar hala aynı yerde asılı. Sözünü ettiği hemen bütün binalar ayakta".

    (Elalemin şehirlerinin tarihini nasıl koruduğu konusuna hiç değinmeyeceğim).

    Vincent, 1873 yılında 20 yaşındayken Londra'ya gidiyor. Lahey'de henüz 16 yaşındayken çalışmaya başladığı Goupil Sanat Galerisi'nin Londra şubesinde görevlendiriliyor. Yaklaşık 3 yıl boyunca aralıklı olarak sürüyor gidip gelmeleri. 
Bu zaman zarfında Londra'nın parklarını ve müzelerini keşfediyor. Müzelerde eserlerini gördüğü ustalardan etkileniyor ki bu etki daha sonra sanatına yansıyor. Londra'da olduğu sırada henüz tuval resmine başlamış değil Van Gogh. Sadece çizimlerle yetiniyor. Bir ara galeriden ayrılıp papaz yardımcılığı ve öğretmenlik yapıyor. Londra'yı baştan başa yürüyerek dolaşıyor. Zira yürümeyi çok seviyor ve atlı arabalara veya trenlere para vermek istemiyor. Bazen saatlerce yürüyor. Ve yine kardeşine yazdığı bir mektupta şöyle diyor: 

    "... Sizinle bir gün Londra'da yürüyüş yapmak isterim, tercihen tam bir Londra havasında. Özellikle şehrin nehir tarafındaki eski bölgelerinde melankolik tarafları ortaya çıkaran ancak aynı zamanda insanı çarpıcı şekilde içine çeken havasında..." 

    Londra Vincent için ne kadar önemliyse, Vincent da Londra için o kadar önemli. Ressamın her gün işe gidip geldiği yol bugün "The Van Gogh Walk" ismiyle düzenlenmiş. Hackford Road 87 numaradaki evinin tam karşısındaki Isabel Street, sanatçının resimlerinden alınan ilhamla süslenmiş.
 Yaşadığı ev. Kaynak: londonpostcodewalks.wordpress.com


 londonpostcodewalks.wordpress.com
    Çevre sakinleri elleriyle ayçiçekleri ekmişler. Taştan çiçekliklerin üzeri mektuplarından alıntılarla bezeliymiş. Bu yoldan Dulwich Picture Gallery'ye ya da National Gallery'ye uzanan "Yerel Tarih Yürüyüşü" isimli etkinliğe katılmak mümkünmüş. Nasıl orada olmak istediğimi tahmin edersiniz sanırım:) 
 londonpostcodewalks.wordpress.com

Kaynak: dailymail.co.uk
    Sevgilim Londra'yı okudum, bu şehri görme isteğim yine alevlendi. Bir gün gidersem bu kitabı tekrar okuyacağım. Bana kesinlikle iyi bir rehber olacak. Önemli müzelerine gitmek için hangi metro durağında inmen gerektiği,  müzenin hangi günler açık olduğu  vs. bilgileri de yer alıyor kitapta. Tabii Vincent'ın kesinlikle gördüğü, etkilendiği, hakkında konuştuğu tabloların bilgisiyle birlikte. Daha ne olsun? Konuyla ilgilenenlere kesinlikle tavsiye ederim.


Sevgilim Londra/Vincent van Gogh'un Londra'sında Gezinti
Yazar: Kristine Groenhart & Willem-Jan Verlinden
Yayınevi: Esen Kitap











    

24 yorum:

  1. Harikaymış! Ben de hep merak etmişimdir Londra'yı ama gidemedim tabii bazen bi kitapla da olsa değişik ülkelere gitmek iyi gelir insana :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitaplar da bunun için var değil mi? Gidemediğimiz yerleri hissedebilmek için. Londra ulaşılabilir bir yer belki ama asla gidemeyeceğimiz coğrafyaları başka nasıl tanıyacağız? Evet bir de televizyon gerçeği var ama kitabın yeri ayrı:)

      Sil
  2. İnşallah bir gün mutlaka gidersin, gezersin gönlünce...:) Van Gogh'un Londra'da kaldığını bilmiyordum, yıllar önce filmini izlemiştim çok sevdiğim bir ressamdır ama malum çok da üzülürüm hep onun için:( keşke biraz şanslı olsaymış...yaşarken de kıymeti bilinseymiş neyse ama...hakikaten nasıl korumuşlar her yeri biz ise her şeyi yıkar, avm yaparız!!!!! Ne diyeyim?? Hani Üsküdar Sunar sineması? Hani Ankara Çankaya sineması? :( yerlerinde yeller esiyor:(((
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah diyorum dileğine ve teşekkür ediyorum:)
      Van Gogh'un hayat hikayesi beni de üzer hep. Kendisi çok sıkıntı çekti ama ölmeyen bir isim bıraktı arkasında.
      Sunar ve Çankaya sinemalarına eklenecek örnek o kadar çok ki:(

      Sil
  3. Bloglar arası gezerken tam bir tesadüf eseri gördüm yazınızı ve blogunuzu. Eski bir Brit gurbetçi+Londra Aşığı olarak sepete attım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de teşekkür ettim:) Sevgiler...

      Sil
  4. Umarım gitme şansın olur.Bizde olsa değil onca yıl sonra 1 sene sonra bile bıraktığımız gibi bulamayabiliriz.Bu kadar duyarlı olmayı nasıl başarıyorlar acaba ya da biz bu kadar duyarsızlaşmayı nasıl başardık ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım çokomell, çok teşekkürler...
      Duyarsız olan biziz sanırım. Sözde tarihimize çok önem veririz ama pratikte uygulama yok.

      Sil
  5. Kitabı ilk kez geçen ay çıkan Tempo Travel dergisinde gördüm. Görür görmez de hemen kitapçıya koşup aldım. Tabii şu an okunacak kitapların arasında bekliyor. Londra çok güzel bir şehir. Yıllarca ''İngilizler çok soğuk insanlar!'' önyargısıyla gitmeyi erteledim. Tabii fazladan alınan İngiltere vizesinin de gitmemem üzerinde etkisi büyük oldu. Vize almaktan ve paraları lüzumsuz yere harcamaktan bıktım açıkçası. Neyse sonunda bir gün gittim. Beş günlük tatilimiz boyunca bir kez bile yağmur yağmadı. Tüm aile acayip etkilendik şehirden. Kalabalık sokakları, insanın yanından akıp geçen hayat, ücretsiz girilen müzeler, şehri çevreleyen Hyde Park, her gün kurulan pazarlar, kitapçılar, publar... Geç gittiğimize üzülerek döndük Londra'dan. Sonraki sene Edinburgh'dan başlayıp Liverpool, Manchester ve Oxford'la devam ettik. Tren yolculukları birbirini kovaladı. En son yine Londra'ya geldik.
    Görmeden şehri sevmekte haklısın. Sahiden sevilesi bir şehir. Umarım en kısa zamanda kavuşursun Londra'na Sezercim. Sevgilerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevmekte ve istemekte haklı olduğumu senin yorumundan da anladım ve sevindim Özlemcim.
      İngilizler'in soğuk olduğunu hiç düşünmedim. Hem çok yerde aslında düşündüğümüzden farklı olduklarını okudum, hem de Orhun'un internet üzerinden de olsa son birkaç yılda edindiği İngiliz arkadaşları buna sebep oldu. Geçtiğimiz günlerde birini ağırlayacaktık hatta ama çocuk ayarlayıp gelemedi. Geçen gün Orhun bana "Anne ne olur beni Londra'ya götür" dedi, ben de ona "Ne olur sen beni götür" dedim:) Anne-oğul böyle isteklerimiz oluyor arada:)
      Dediğin gibi ayrıca alınan vize bizim de erteleme sebeplerimizden bir tanesi. Şu sıralarda da Orhun'un üniversite sınavına yoğunlaşmış durumdayız. Uzun boylu plan yapamıyoruz. Önce hayırlısıyla bir üniversiteye yerleştirelim de duruma bakacağız artık. "Kalabalık sokakları, insanın yanından akıp geçen hayat, ücretsiz girilen müzeler, şehri çevreleyen Hyde Park, her gün kurulan pazarlar, kitapçılar, publar..." diyerek kısacık bir cümlede öyle çok şey anlattın ki bana, "İnşallah, bir gün..." deyip hayale dalmaktan başka bir şey yapamıyorum şu an:)
      Çok teşekkürler, sevgiler Özlemcim.

      Sil
  6. Bu yaz belki :) Orhun istediği üniversiteye gitmeden önce hemde :)
    Sürekli tekrarlıyoruz bunu ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yaz çok çok zor ama hayat bu, belli olmaz:)

      Sil
  7. Londro benim de merak ettiğim yerlerden biri. Otobüsleri, telefon kulübeleri, parkları gibi bir çok simgesi var.Umarım bi gün gitmek kısmet olur.

    YanıtlaSil
  8. Merhaba blogunuzu takibe aldim blogumda beklerim

    YanıtlaSil
  9. Kuzenlerim 33 senedir orada yaşıyor. Onlar çağırmaktan yorulmadı, ben hala gidemedim :(

    Van Gogh'un kardeşine yazdığı mektuplarından oluşan " Theo'ya Mektuplar" adlı kitabı almış ve okurken çok hüzünlenmiştim ben de.
    Yine de bu yeni kitabı yazdım bir kenara.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hiç affetmezdim giderdim Tülin Hanım:) Şaka bir yana, kısmet olmamış demek ki, geç değil sanırım kuzenleri ziyaret etmek için.
      Theo'ya Mektuplar'ı çok zaman önce okudum. Yine çıkarıp okumayı düşünüyorum.
      Sevgiler benden de...

      Sil
  10. Özendim. Hem de kaç bin kere kadar... Bir gün o havayı teneffüs etmek dileğiyle.:)

    YanıtlaSil
  11. Güzel bir kitaba benziyor. Avrupa'da bu tür olayları ok kadar güzel pazarlıyorlar ki inanılır gibi değil. Son İtalya gezimde de benzerlerine şahit oldum. Yeri geldikçe değineceğim. Tanıttığınız kitaplardan çok yararlanıyorum. "Selanik" ve "Tiflis"i bitirdim. yorum sırası bekliyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karşılıklı paylaşıyoruz, yararlanıyoruz Bilgehan Bey. Sizin paylaştıklarınızdan faydalanıp okuduğum, ya da satın aldığım ve okunmayı bekleyen kitaplarım var benim de. Selanik ve Tiflis'i de bekliyorum merakla. Sevgiler...

      Sil
  12. Sezer'cim, inşallah 'Londra' hayaliniz gerçek olur. Londra ile ilgili yazmak istediğim ne çok şey var aslında. Öğrenim amaçlı, 4 yıl kadar Londra'da yaşadım. Hem pirt time çalışıyor hem de okula gidiyordum. Londra'nın havasını soludum bilirim nasıl. Tabi ki orada yaşam kolay değildir..Çok pahalı bir şehir..ama tarihiyle, kültürüyle, klasik pub'larıyla, müzeleriyle, müzik marketleriyle, konserleriyle, dünyanın her yerinden gelen renkli kültürden insanlarıyla oldukça dinamik bir şehir. Özgürlüğün adı. Havasından dolayı biraz melankolik bir yanı da vardır.. sisi, pusu, yağışları bol olsa da, artık iklimler de eskisi gibi değil... Victoria çağının izlerini halen daha taşıyan evleriyle, yaşam kültürü ile..kesinlikle kendine has havası olan, oldukça özgün bir şehir. British Museum'a çok yakındı mesela okulum..sık sık müzeye giderdim :) metroyu kullansam da, çoğu zaman kaybolmayı dahi göze alıp :)) sokak sokak saatlerce yürümekten inanılmaz keyif alırdım. Bazen hiç bilmediğim sokakları kullanırdım..keşfetmenin heyecanı ve merakı içinde ;) Birbirine benzeyen sokaklarda kaybolma tehlikeleri de yaşardım...gençlik, gözü peklik, adrenalin yüksek:) off ki ne off!..anılarım çok sezer'cim :)) Camden Town, tuffnel park, hyde park, victoria ... Marketing eğitimi aldığım semt Holborn..VS.. Londra dışında da görülecek çok yer var tabi ki. 10 yıldan fazla oldu gitmeyeli!. ben de gitmeyi çok arzu ediyorum..o zaman bekardım ve öğrenci olarak gitmiştim..bu defa turist olarak, eşimle gitmeyi çok istiyorum. Ama şimdilik bu pek mümkün görülmüyor!. bu zaman zarfında 'Sevgilim Londra' kitabını alıp okuyarak hiç değilse özlem gidereyim:) ben de senin seçimin olan kitapları önemsiyorum. Mehmet Bey'in önerdiği kitapları da aynı şekilde..bu paylaşımlarımız gerçekten faydalı oluyor. teşekkürler Sezer'cim..iyi hafta sonları dilerim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayyy!Şahane!:))) Orhun için biz de isterdik İngiltere'de eğitimi ama dediğin gibi çok pahalı bir ülke. Lisans için İngiltere'yi karşılayamayacağız. İnşallah master'a artık. Londra hakkında muhakkak yazmalısın ve ben okumalıyım Esincim:)
      Kitaplar için yaptığın yoruma da çok teşekkür ederim. Senden duymak güzel.

      Sil

Yorumu olan?