16 Aralık 2016 Cuma

ÜSKÜP...GEÇMİŞİN HATIRASI, GELECEĞİN UMUDUYLA...

    Çocukluktan beri hiç ayrılmadığımız arkadaşım Nevra'yla, geçtiğimiz Ekim ayında kısa bir Makedonya seyahati gerçekleştirdik. Erken yaşlarda hayat gailesine atıldığımız için beraberce tatil yapmadığımızdan yakınıyorduk ve ani bir kararla Üsküp'te buluverdik kendimizi. Neden Üsküp? Bilmiyorum. Vizesiz gidilebilecek yakın bir yer düşünürken benim ağzımdan "Üsküp" çıkıverdi ve öyle de oldu:) Ohri'yi görmeden dönülmez diye düşündük ve bir günümüzü de bu güzel şehre ayırdık.
    Ekim ayının ortalarında, bir sabah vakti, yaklaşık 1 saatlik uçuştan sonra Makedonya'nın başkenti Üsküp'e, yani Skopje'ye vardık. Alexander the Great Havalimanı ile şehir merkezi arasında yolculuk yaklaşık yarım saat sürmekte. Bazı gezi yazılarında şehir merkezine ulaşımın olmadığını, mecburen taksiye binmek gerektiğini okudum. Yanıltıcı bir bilgi bu. İsteyen taksi tutsun tabii ama hemen havalimanı çıkışında, uçak saatlerine göre kalkan bizdeki Havataş benzeri otobüsler mevcut. Biz her ikisini de kullanmadık. Arkadaşımın Üsküp'te üniversite öğrencisi olan bir tanıdığı aldı bizi. Çocuğa annesinden evrak götürmüştük. Böylece hepimizin işi hallolmuş oldu.

    Erken bir saatte Üsküp'te olduğumuz için ilk işimiz önceden ayarladığımız otele çantalarımızı bırakıp, meşhur Balkan böreğinden tatmak oldu. Burada bir parantez açıp konakladığımız otelden bahsetmek istiyorum. Şehrin Müslüman bölümüne daha yakın olup, oldukça merkezi bir konumda yer alan Hotel Super 8'i tavsiye ederim. Fiyat-fayda dengesi oldukça yerinde, çalışanları mükemmel bir mekan.

    Yağmurlu bir sabahın çok erken saatlerinde, Türk Çarşısı'nda, sadece işe giden erkeklerin karnını doyurduğu bir börekçiydi uğradığımız. İsmini veremeyeceğim çünkü fotoğraftan da anlaşılacağı üzere ismini okuyamadım. Bizi havalimanından alan genç arkadaşımızın ısrarıyla girdik bu börekçiye yoksa asla ilgimizi çekmezdi ve sabah sabah iki kadın olarak tercih etmezdik muhtemelen. Yerel halkın tercih ettiği bir mekanı deneyimlemiş olmak açısından iyi de oldu aslında.
    Ortam pek iç açıcı değildi belki ama kıymalı böreklerimiz oldukça lezzetliydi. Bazı müşterilerin pita ekmeği tarzında bir ekmeğin içine malzemesiz böreği koyup yemeleri çok ilginç geldi bana. Buralarda meşhurmuş ve "poğaça börek" deniyormuş. Hamur işiyle pek aram olmadığı için tercih etmeyeceğim bir yiyecek bu. Nasıl ve neden beğeniliyor bilemiyorum ama savaş yıllarının yokluk zamanlarından kalan bir alışkanlık olsa gerek diye düşünüyorum.

    Böreklerimizi yedik, Üsküp'ü keşfetmeye geldi sıra. Bu konuda hevesliyiz ancak Türk çarşısında dükkanlar açılacak gibi değil. Meğer o gün 2.Dünya Savaşı'nda işgalci Alman, İtalyan ve Bulgar birliklerine karşı başlatılan direnişin ilk günüymüş ve milli bayram olarak kutlanmaktaymış. Resmi tatile denk gelmişiz yani. Ertesi günü Ohri'ye gideceğimiz için Üsküp müzelerini bugün tamamlamayı düşünüyorduk ancak bırak müzeleri neredeyse dükkanlar bile kapalı. Şehrin Müslüman kısmı da, Hristiyan kısmı da aynı şekilde. Yapacak bir şey yok. Görebildiğimiz kadarını göreceğiz. 
Müzeler 3. günümüzde akşam uçağına binmeden önce halledilecek.

    Üsküp, Vardar Nehri'nin ve üzerinde en eskisi tarihi bir Osmanlı yapısı olan Taşköprü ile diğer yeni köprülerin ayırdığı iki bölgeden oluşuyor. Bir tarafta Müslümanlar, diğer tarafta Hristiyanlar yaşıyorlar. Müslüman kısmın camilerinde, hanlarında, hamamlarında, çeşmelerinde şehre yaklaşık 600 yıl süreyle hakim olmuş Osmanlı'nın izleri görülmekte. Eski Türk Çarşısı diğer Balkan ülkelerinden aşina olduğumuz özellikte. Arnavut kaldırımlı sokakları yerel giysiler ve turistik eşya satan dükkanlarla, antikacılarla, dericilerle, bakırcılarla bezeli. Türkçe konuşanların sayesinde rahatça gezebileceğiniz bir çarşı burası. Ancak pek bakımlı olduğunu söyleyemem. Bu yüzden ne yazık ki iyi görüntü de alamadım.
 
 
    Şehrin turistik açıdan asıl önem verilen kısmı belli ki nehrin diğer yakası. Çoğunluğu Makedon, Arnavut ve Türkler'in oluşturduğu nüfus içerisinde burası ağırlıklı olarak Hristiyanların yaşadığı bölge. Daha modern, daha düzenli, daha canlı. Orada duyduklarıma göre Müslüman kısım vergisini ödemediği için hizmetler aksıyormuş, vergi vermemenin nedeni ise zaten hizmetin gelmiyor oluşuymuş. Kısır döngü dediğimiz durum tam da bu işte.

   Yeni Üsküp inanılmaz bir inşaat faaliyeti altında. 2014 yılında başlatılan bir proje ile çeşitli kamu binalarının, müzelerin,kültür merkezlerinin yapılmasına; anıtların dikilmesine karar verilmiş. Mali açıdan zahmetli bir iş olduğu için hemen bitirilecek bir proje değil bu. Nitekim şehir düzenlemesi hala sürüyor. Üsküp'ün bu kısmında inşaat makinelerinin ya da yapımı süren bir binanın bozmadığı fotoğraflar çekmek çok zor.

        Hristiyan bölgesinin merkez noktası Makedonya Meydanı. Meydanda yer alan Büyük İskender heykeli nedeniyle İskender Meydanı da deniyor buraya. Meydanın bir ucundaki İskender'i diğer uçtan babası II.Filip (II.Philippos) selamlıyor.



    Her iki heykelin arasında yine İskender var. Bu sefer annesi Olympias ile sevgi dolu sahneleri betimlenmiş. Birinde annesinin karnında, diğerinde bebek haliyle annesi emzirirken, bir diğerinde anne-oğul oyun oynarlarken...

    Büyük İskender, yani Alexander, Makedonya için çok önemli. Babası Makedonya Kralı II.Philippos'un ölümünden sonra hakimiyetine aldığı toprakları devamlı Doğu'ya ilerleyerek Hindistan'a kadar genişletmiş büyük bir imparator. Kendi adıyla kurduğu pek çok şehirden biri de bizim topraklarımızdaki İskenderun.
    Alexander, Yunanistan'la Makedonya arasında paylaşılamayan bir figür. İmparatorun Yunanlı olduğunda ısrar eden Yunanistan, Üsküp'e dikilen bu heykeller için kıyameti koparmış. "Büyük İskender Makedon mu? Yunanlı mı?" tartışması pek meşhur. II.Filip zamanında Makedonya bir krallık. Yunanistan'da ise şehir devletleri şeklinde bir yapılanma var. Filip teker teker bu şehir devletlerini ele geçiriyor. Oğlu İskender'in hocası meşhur filozof Aristoteles. Yani bir Yunanlaşma durumu var ama İskender kesinlikle Makedonyalı.
    Bu arada Makedonya'nın isminin de iki ülke arasında sorun olduğuna değinmek isterim. Zamanında ayrılan bu iki ülkeden Yunanistan'da da Makedonya isimli bir bölge var malumunuz. Bu yüzden Yunanistan "senin adın Makedonya olamaz" diyor ve bu ülkenin Avrupa Birliği'ne alınmaması için elinden geleni yapıyor. Geçtiğimiz sene okuduğum bir habere göre Makedonya Başbakanı "hallederiz, Yunanistan sıkmasın canını, gerekirse ismimizi değiştiririz" minvalinde bir konuşma yapmış. Her ikisinin de birbirinden toprak talep etme korkusu olduğu söyleniyor. Karışık işler... Balkanlar konusu benim çok kafamı karıştırır zaten. Henüz yakın zamanda barış sağlanmışken umarım herkes sorunlarını halleder ve uslu uslu yerinde oturur.
 
    Biz yine dönelim işin turistik kısmına. Vardar Nehri kıyısında 2014 projesiyle düzenlenmekte olan bölgede çok fazla heykelin yer alıyor olması, okuduğum ve dinlediğim kadarıyla gezginlerin pek hoşuna gitmemekte. Biraz fazla bulunuyor bu heykeller. Heykel sanatını sevdiğim için olsa gerek,ben fazla bulmadım. Daha doğrusu çoğunluk gibi rahatsız olmadım. Nehrin kıyısı, üzerindeki köprüler, müze ve tiyatroların önleri ülkenin gelmiş geçmiş tarihi kişiliklerinin, sanatçılarının heykelleriyle süslenmiş.







Soykırım Müzesi



    Bahsettiğim bölgenin en ihtişamlı binası Ulusal Arkeoloji Müzesi. Akşama doğru müze civarında klasik müzik de çalınıyor ki heykeller, müzik derken hoş bir hava oluşuyor.



    Üsküp'teki ilk günümüzde müzeler de kapalı olduğu için amaçsızca gezinip şehri tanımaya çalıştık; gelmeden sipariş edilen kuru eti, şarabı, Arnavut arkadaşlarımızın çok iyi bileceği ancak benim şu an adını unuttuğum mezeleri nereden alabileceğimizi araştırdık; yorulunca gözümüze hoş gelen kafelerde soluklandık; trileçenin tadına baktık. Bayram günü olduğu için ellerinde bayraklarla yürüyüş yapan insanların arasına karıştık.
 
   Trileçe tatlısını daha önce hiç denememiştim. Bu coğrafyada meşhur olduğu için tatmamak olmazdı. Arnavut tatlısı olarak biliyoruz ama Vikipedi'de Meksika tatlısı yazıyor, onu da şimdi öğrendim şaşırdım. Eski Çarşı'da House Ice Gelato'da (ismi aynen bu) yediğim trileçe gerçekten çok lezzetliydi. Ne gerek varsa şöyle bir tabak istedik, halbuki sadece Trileçe yeterliydi:)

    Az önce saydığım yerel yiyecek ve içecekler için en uygun yerin Bit Pazarı olduğu söylendi. Bit Pazarı deyince ve üstüne üstlük "muhakkak gidin" denilince benim gözümde hoş bir antikacılar çarşısı canlanmıştı. Alakası yokmuş. Beyazıt, Aksaray civarına benzer bir bölgede -ne arasan bulunur tezgahlar vardır ya, o açıdan benzettim-, bildiğimiz mahalle pazarı kurulmuş. Eğer yanlış yere gitmediysek Bit Pazarı orası imiş. Beklediğim gibi çıkmadı yani. Üsküp'ten ayrılmadan önce bir ara ben kafama göre gezerken, arkadaşım kuru et ve meze alışverişi yaptı buradan. Çünkü "almadan gelme" denilen siparişlerdi bunlar. Beklediğim gibi olmadığını söyledim fakat olumsuz hava yaratmak istemem, kuru et ve mezeler oldukça beğenilmiş. Alışveriş yapmak isteyenlere duyurulur.
    Şehirdeki ilk günümüzü meşhur Destan'ın meşhur köfteleriyle sonlandırdık. Zannediyorum bu köfteye Bosna'daki gibi Cevapcici deniyor. Biz köfte dedik, o da anlaşıldı. Üsküp'e gidenler genelde Destan'da yiyorlar köftelerini. Şehrin her iki kısmında da şubesi var. Köfteler oldukça lezzetli, biberler ise acı:)
   
    Bu kadar alışverişten bahsetmişken ülkenin para birimi Makedonya Dinarı'nı es geçmemek lazım. Bugünkü kura göre 1 M.Dinarı 0.0608861... Türk Lirası. İnanılmaz kafam karıştı. Baktım olmayacak "100 dinar 5 lira" şeklinde ortalama bir yol tutturup ona göre hesap yaptık ki aslında 6 lira.

    Paralarımızın değer farkından dolayı, bir de Makedonya bize göre daha ucuz bir ülke olduğu için elimizdeki bir sürü dinarı görüp, kendimizi zengin sanıp epeyi bir açılmışız:) Gidecekleri bu konuda uyarmayı bir görev bilirim efendim. Çoğu yer Euro da kabul ediyor, hatta bu konuda oldukça istekliler ancak bu şekilde hesabı yuvarladıkları için daha fazla para ödemiş oluyorsunuz.

    Makedonya'daki ikinci günümüzü Ohri'ye ayırmıştık. 1 gün konakladığımız ve çok beğendiğim Ohri'yi ayrı bir yazıyla anlatmak istiyorum. O yüzden ülkedeki 3.günümüzde tekrar döndüğümüz Üsküp'te ziyaret ettiğimiz müzelerde sıra.

    İstanbul'a dönüş uçağımız akşam saatlerinde olduğu için Üsküp'teki son günümüzü dolu dolu değerlendirebildik. Ohri'den öğle saatlerinde dönmüştük ve hemen kendimizi resmi tatilde kapalı olan müzelere attık. İlk durak günümüzde çağdaş sanat galerisi olarak düzenlenmiş Davutpaşa Hamamı'ydı.
    Burası 15.yy'ın sonlarında II.Beyazıt'ın sadrazamı Davut Paşa tarafından yaptırılmış, hem erkeklerin hem kadınların kullanımına açık olduğu için çifte hamam olarak düzenlenmiş bir mekan. Bugün bile zamanının etkileyiciliğine sahip tarihi dokusuyla ve bu hava içerisinde asla olumsuz bir şekilde göze batmayan sanat eserleriyle oldukça beğendiğim bir müze oldu.

   

    İkinci durağımız, Neo-Klasik yapısıyla Vardar Nehri'nin hemen kıyısında antik bir mabet  gibi yükselmesi hedeflenmiş olan Ulusal Arkeoloji Müzesi. Dış mekanın ihtişamlı olduğu kadar içerisi de oldukça özenli. İnşasında TİKA'nın da desteği olduğu biliniyor. Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetini tatmış hemen her ülke gibi özellikle bu dönem eserleriyle dikkat çeken bir müze burası. Arkeoloji çalışmalarının ancak son yıllarda hız kazanması nedeniyle koleksiyon açısından çok zengin değil. Ülkemin geniş koleksiyonlarını bildiğim için bana yetersiz gelmiş de olabilir tabii. Yine de görülmesi gereken bir mekan. Halihazırda süren arkeoloji çalışmaları nedeniyle zamanla gelişeceği kesin.

    Ne yazık ki iç mekandan fotoğrafım yok. Sadece birkaç ziyaretçiydik, rahat rahat birkaç hatıra fotoğrafı alacağımı düşünüyordum ki kadın görevli gelip çektiklerimi silmemi istedi. Teker teker silerken tüm naletliğiyle tepemde durup bekledi. Hiç hoş bir tavır değildi. Bir yandan siliyorum, bir yandan da "sen gel Türkiye'ye arkeoloji müzesi gör, senin fotoğraflarına mı kaldım" diye çocuklar gibi söyleniyorum:) Fakat inanılmaz sinirlendim. Böyle bir durumda özür dilerim, "tamam başka çekmiyorum" derim, ya da görevlinin gözünün önünde kendi isteğimle silerim çektiklerimi. Ancak buradaki tavırdan hiç hoşlanmadım. Zaten bazı müzelerin fotoğraf çekimi konusundaki bu takıntısını anlamış değilim. Daha önce de bahsetmiştim, ortam çok kalabalıksa fotoğraf çekenler diğerlerini rahatsız edeceği için tercih edilmeyebilir. Bunu anlarım. Kesinlikle flaş kullanılmaması gerektiğini de anlarım. Ancak zinhar yasağı anlayamıyorum. Güvenlik için desem saçma. Çünkü hırsızlık yapacak ya da herhangi bir zararlı eylem gerçekleştirecek olan yine yapar. Düşündüm taşındım işin ucunda maddi kaygılar olduğuna karar verdim. Eserlerin izinsiz kullanılmasını engellemekle ilgili bir durum olsa gerek. Fakat bilmeliler ki sadece hatıra olsun diye amatörce fotoğraf almak isteyenler bu yasaklardan ve suçlu muamelesi görmekten çok rahatsızlar. Sadece turistiz yahu!

    Neyse, fotoğraf çekiminin sorun olmadığı bir müzeye gidelim biz şimdi. 
Rahibe Teresa'nın evine... 



    Üsküp doğumlu Arnavut bir Katolik olan Rahibe Teresa 1910 yılında bu evde doğmuş. Yardımsever faaliyetleri nedeniyle 1979 yılında Nobel Barış Ödülü'ne layık görülen rahibenin evi, barış güvercini motifleriyle süslenmiş modern görünümüyle dikkat çekiyor. Özel eşyaların, fotoğrafların sergilendiği müzede küçük bir de şapel yer alıyor.



    Rahibe Teresa tüm dünya üzerindeki yoksullar, özellikle kadınlar ve çocuklar için çalışmayı amaçlamış. Daha çok Hindistan'da faaliyet göstermiş ve Kalküta'da ölmüş. Rahibe olmasına rağmen hayatının son 50 yılını, yani oldukça büyük bir bölümünü Tanrı'yı sorgulayarak geçirdiği biliniyor. Bir dostuna yazdığı mektuplarla belgeli bu durum. "Herkese kalbimin Tanrı aşkıyla dolu olduğunu söylemek zorunda kalıyorum"gibi ifadeleri varmış. Tanrı'yı sorgulamaya başlamasının, yardımların hız kazandığı zamana denk gelmesi ilginç. Belki de fazlaca tanık olduğu yoksulluk ve çaresizlik böyle düşünmesini sağladı. Bilemiyorum. Ama bilinen bir şey var ki Vatikan'ın onu yine de "azize" ilan etmiş olması. Azize sayılmak için iki mucize gerçekleştirmek gerekiyormuş. Rahibe Teresa iki umutsuz hastayı iyileştirdiği için bu mertebeye erişmiş. 

    Üsküp'te gezip görülecek çok daha fazla yer var tabii ki. Biz sadece iki gün ayırdığımız ve bunun biri her yerin kapalı olduğu bayram gününe denk geldiği için yalnızca merkezi bölgeyi ve buradaki mekanları görebildik. Bunların da kimine zamansızlıktan giremedik. Hava muhalefeti nedeniyle Milenyum Haçı'na çıkmayı tercih etmedik. Yine zamansızlıktan, kesinlikle tavsiye edilen Matka Gölü ve Kanyonu'nu planlarımız içerisine dahi almadık fakat aklımızın bir köşesinde kaldı. Hakkımızı (ayrıca anlatacağım) Ohri Gölü'nden yana kullandık. Güvenliğinden emin olamadığımız Roma zamanından miras kaleye çıkmadık.  İki arkadaş beraberce sık gerçekleştirme imkanı bulamayacağımız bir gezi olması nedeniyle, yeme-içme-sohbet üçlüsüne fazlaca yer ayırıp Mücadele Müzesi, Soykırım Müzesi gibi müzelere giremedik. Şu satırları yazarken, küçük zannettiğim şehrin aslında hiç de benim zannetiğim kadar küçük olmadığını bir kez daha anladım. Yıldırım Beyazıd'ın kurduğu ve Üsküp'te doğan Yahya Kemal'in deyişiyle "son zamanlara kadar ilk asırlardaki çeşnisini tamamiyle muhafaza etmiş bir Türk şehri" olan bu şehirde Osmanlı'nın ilk devir izlerini yakalamak güzeldi. Şehrin modern kısmında kalabalığa karışmak da zevkliydi. Belli ki şehrin imarı tamamlandığında çok daha güzelleşecek Üsküp. Yalnız kusursuz bir görünüme kavuşması için Türk izlerinin görüldüğü tarihi kısma özen gösterilmesi ve Vardar Nehri'nin bugün çok az olan suyunun çoğalması gerek. Özellikle 1963 yılındaki büyük depremle zarar gören ve hala toparlanmaya çalışan şehirde hissedilen yarım kalmışlık hissinin birkaç sene içinde yok olması dileğiyle, belki bir daha gidersem turizm açısından arzuladığı noktayı yakalamış bir Üsküp görürüm umuduyla bitiriyorum bu yazıyı. Sevgili okuyucu! Bence sen şehre ait birkaç fotoğrafla buralarda biraz daha gezinmelisin:)


Aziz Ohrid Clement Ortodoks Katedrali. (1972)

   






Taş Köprü.  Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmış olması kuvvetle muhtemel. Ancak 2.Murad dönemine ait olduğu da söyleniyor.



























22 yorum:

  1. Ne mutlu bize ki; böyle bir zevkli geziyi yaşattığınız için. Hem feyiz aldık, hem de mutlu olduk sayenizde.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum, çok naziksiniz. Beğendinizse ne mutlu bana...

      Sil
  2. Bazı yerlerden dönerken gittiğimden daha çok gezmek istediğim yer kalıyor geriye :)

    Tarihi mekânları, müzeleri, eski yapıları çok seviyorum.

    Ne çok yer var gezip görülecek :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı şekilde düşünüyorum Handan. Aklındaki her yeri görmek mümkün olmuyor bazen. Ben de gezemediklerimi de hatırlatıyorum ki benden sonra gidecekler benim yerime de gezsin:)

      Sil
  3. Benim ata topragimda birlikte gezmis olduk canim. Tesekkurler.
    Bu arad paketin bugun ulasti ama neyazik ki iki tanesi kirilmis :( Bu tip objeleri kutuya koymak gerekiyor, maalesef tasima esnasinda araclara neredeyseuzaktanatiyor gorevliler. Kalemlere de bayildim. Ne kadar guzeller. Cocuklarimiz da cok sevecekler eminim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alelacele verdim kargoya, evde kutu da yoktu. Üzüldüm şimdi:( Havalı paketlere de sardım ama fırlatmanın da haricinde ağırlıklara dikkat etmeden üst üste koyuyorlar herhalde.
      Ben teşekkür ediyorum Tülin Hanım.

      Sil
  4. Çok güzelmiş gerçekten, resimleri sildiren görevliye sinir oldum:( hakikaten ne olacak sanki akşam gelip birkaç tane yürütecek misin?:)))))trileçeye bayılırım afiyet olsun. Rahibe Teresa'ya şaşırmadım çünkü dinle ilgilenince tanrıyı sorgulamak çok doğal geliyor. :)
    Çok teşekkürler ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben çok teşekkür ediyorum. Beğenmenize sevindim. Akşam gidip yürütme fikri çok doğru, tam da öyle bir intiba yarattılar:)

      Sil
  5. Güzel bir kentmiş Üsküp. Başkentliğe fazlasıyla yakışmış.
    Çocukluk arkadaşıyla dolu dolu bir gezi. Özendim size ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seneler sonra bu gezi bize iyi geldi Zeugma:)
      Üsküp daha da güzelleşecek aslında, fotoğraflar hep inşaat aralarından çekilmiş görüntüler.

      Sil
  6. "Burekçiliniya" ve Star Grad yazıyor tabeleda. Uzatma takıları ayrı bir anlama geliyor mu bilmiyorum ama "Star Grad" sanırım eski şehirde yediğiniz için "Stari Grad-eski şehir" bölümü anlamında.
    Üsküp'ü sizinle birlikte gezip biraz anı tazeledim. Sanırım Ohrid'den de keyif almışsınızdır. Kış mevsiminde ne yazık ki gezmekten çok oturarak vakit geçiriliyor. Biz de bu hafta Belgrad'da neredeyse aynı şeyi yaptık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ohrid'e bayıldım Bilgehan Bey, çok etkilendim. Hava soğuktu ama epeyi bir gezdik.
      Tabela için teşekkürler:)

      Sil
  7. Birkaç gün önce gördüm yazını aslında aceleye getirmek istemediğimden boş zamanımda bakarım demiştim. Senin gezi yazılarından ayrı bir keyif alıyorum çünkü... Tarihi bilgileri çok güzel yerleştiriyorsun yazıya, sıkılmadan okuyorum...
    Birçok yeri gezememene rağmen yine de dolu dolu bir gezi olmuş.
    Ekmek arası böreğe ben de şaşırdım, savaşın izleri diye düşündüm okurken ben de senin gibi...
    Heykeller konusunda sana katılıyorum, mesela her Eskişehir'e gittiğimde gözüm gönlüm açılır benim. Heykeller konusunda en zengin şehrimiz olduğunu düşünüyorum.
    Gezinin devamını bekliyor ve öpüyorum seni ♥

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canımsın. Beğenmene sevindim Şebnemcim. Hem gördüğümü anlatayım, hem öğrendiğimi paylaşayım derken böyle oluyor. İyi oluyor demek ki:)
      Eskişehir ve heykeller konusunda haklısın. Ben de öpüyorum seni güzel yanaklarından...

      Sil
  8. 4-5 sene evvel Balkan turunda Üsküp'ü gezmiştim.Şehirde olan çok fazla inşaat ve heykel bana sıkıcı gelmişti.Ben de Üsküp'te umduğumu bulamamıştım. Elveda Rumeli dizisini seyrettiğim için çok beklenti ile gitmiştim sanırım ondan:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elveda Rumeli'yi seyretmedim ama yeşili bol yerlerinde geçiyordu sanırım, o zaman heveslendirir tabii:) İstediklerini gerçekleştirirlerse iyi olacak diye düşünüyorum. Bir de o zaman gideriz:) Çok teşekkürler Gamze...

      Sil
  9. heeeey çok beğendim yazınııı. baksanaaa, otel kaç liraydı geceliği. bir deee belki sonra yazcan yaa, matka ya gittiniz miii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Otel çok uygundu fakat şimdi hatırlayamıyorum sevgili deep. Booking.com'a başvuru lütfen:)
      Matka çok söyleniyor ama yazıda da belirttiğim gibi biz ne yazık ki gidemedik.

      Sil
  10. Yine harika bir gezi , harika fotolar ve harika bir yazi... Ellerine saglik Sezer'cim.

    Heykellere de, müzelere de , tatlilara da bayildim:) O soykirim müzesini görmek isterdim, yine tam benlikmis...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum Ayşecim. Trileçe enfesti:)

      Sil

Yorumu olan?